Fikir Atölyesi‘nden Tunç Kılınç son yazısında “Göründüğümüz Gibi Değiliz İşte!” diyordu. “…farkında olmadan davranışlarımızı etkileyen bilinçdışı ögelerin, içimizde bizden habersiz başka bir kişilik” yaşattığından bahsediyor kendisi. Yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Gerçekten de zaman zaman, bilinçaltımızda olup bitenlerin yol açtığı dışavurumları anlamakta güçlük çekeriz. Her ne kadar kendimizi keşfetmek için meraktan çıldırsak da “diğer biz”le yüzleşmekten çekiniriz. Daha doğrusu kendimizle “yalnız başımıza” yüzleşmekten çekiniriz.
Bu yalnızlığı genelde edebiyatla, müzikle, şiirle, resimle; kısacası sanatla aşıp ”kendimizin” karşısına çıkarız. Korkarak, ama yalnız olmadığımızı bilerek. Titreyerek, ama merak ederek.
***
Kendimizle yüzleşme maceramızda bize eşlik etmekte en başarılı eserlerin sahibi de Amerikalı büyük hikaye yazarı Edgar Allan Poe olsa gerek.
Poe’nin öykülerinin bizlerde bıraktığı etkiyi şöyle tarif etmiş bir başka öykü yazarı Senem Dere:
“Şimdi, bir gölün kenarında oturduğunuzu, etrafınızı çeviren dünyanın ve yüzünüzün durgun suya yansıyan aksini seyrettiğinizi düşünün. Bir süre sonra içinizde, sudaki kıpırtısız dünyayı dağıtmak, sarsmak, değiştirmek için karşı koyamadığınız bir istek belirmez mi? Doğal olarak suya dokunur ya da göle atmak için bir taş aramaya başlarsınız.
İşte Poe’nun öyküleriyle yaptığı budur. Onun öyküleri göle atılan bir taş gibidir ya da suyu karıştıran becerikli bir el… Önce hayretle, yüzünüzün alışkın olduğunuz çizgilerinin bozulmasına, dağılmasına şahit olursunuz. İyice bakmaya cesaretiniz varsa, size benzeyen ama çoğu zaman görmezden geldiğiniz, hatta ürktüğünüz yine de içinizde bir yerlerde olduğunu hep bildiğiniz kendinizle yüzleşirsiniz bulanık suda. Ardınızdaki dünya da belirsizleşmiş, yıkılmıştır. Tekinsiz, karanlık, kuralsız ve vahşi, başka bir dünyanın kapıları aralanır. Oraya hükmeden Tanrı, olsa olsa Dionysos’tur. Takıntılara, tutkulara, kayıp ruhlara, delice isteklere, öc almalara, kana ve sonsuz aşklara kaldırır kadehini.”
***
Bizi bizle yüzleştiren eserlerin sahibi büyük yazarın ölümünün 161. yıldönümünü yarın yaşayacağız.
Yaşadığımız dünyanın bir düş, ve bizlerin bu düşler diyarında bambaşka düşler görmeyi sürdüren düşkolikler olduğumuzu hatırlattığı için kendisini bu blog’da anmayı görev biliyorum.
En güzel ve anlamlı şiirini (kendisinin çok güzel şiirleri de olduğunu söylemiş miydim?) orjinal ve Türkçe yorumlarıyla aşağıda paylaştım, tadını çıkarınız…
***
A Dream Within A Dream Take this kiss upon the brow! And, in parting from you now, Thus much let me avow: You are not wrong who deem That my days have been a dream; Yet if hope has flown away In a night, or in a day, In a vision, or in none, Is it therefore the less gone? All that we see or seem Is but a dream within a dream. I stand amid the roar Of a surf-tormented shore, And I hold within my hand Grains of the golden sand-- How few! yet how they creep Through my fingers to the deep, While I weep--while I weep! O God! can I not grasp Them with a tighter clasp? O God! can I not save One from the pitiless wave? Is all that we see or seem But a dream within a dream? *** Düş İçinde Düş al kaşının üstüne, bu senin busen! ve ayrılıyorum şimdi senden, bırak itiraf edeyim giderken - günlerimin bir düş olduğunu söylerken haksız değildin katiyen; gene de umut uçup gitmişse bir gecede, ya da bir günde, bir hayalde, ya da hiç birinde, fark eder mi bu vesileyle? bütün gördüğümüz ve göründüğümüz de düş içinde düştür sadece. dalgalarla tartaklanan bir sahilde dururum gürlemenin merkezinde, ve tutarım elimin içinde altın kumları zerre zerre – nasıl azlar! sürünürler gene de parmaklarımdan derine, yaşlar varken gözlerimde! ey tanrı! kavrayamaz mıyım onları daha sıkı bir kenetlemeyle? ey tanrı! saklayamaz mıyım merhametsiz dalgadan birini bile? bütün gördüğümüz ve göründüğümüz de düş içinde düş müdür sadece? Edgar Allan Poe
